Uyanışa Çağrı

Uyanışa Çağrı

Bu haftaki Dipsizgölköyü kıraathane sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Köy meydanında, trafonun orada mahşerî bir kalabalık toplanmış, İncili Dede’yi beklemektedir. Yatsı namazından gelen cemaat de mahşerî kalabalığa katılır. Yaşça büyük olanlar köy kahvesine geçip masalara otururken, ayakta kalan gençler büyük bir heyecanla bu haftaki konuyu beklemektedir.

Kalabalığın heyecanına şahit olan İncili Dede, “Bu haftaki konumuzu Rüstem Dede anlatacaktır.” deyince, kıyıda oturan Süpürgeci Mümin Dede,
“Sadıç, bu hafta çaylar benden olsun!” der.
“Tamam sadıç, çaylar senden; kekler de Kuru Arif sadıcımdan olsun.” diyerek kahveci Karakulak Mustafa’ya siparişler iletilir.

Bir taraftan çay servisi, bir taraftan kek dağıtımı başlar. Ve söz artık Rüstem Dede’dedir.

“Öncelikle, sadıcım İncili Dede’ye bu hafta sözü bana verdiği için teşekkür ederim. Sağ ol, var ol sadıcım.

Cumhuriyetin ilk yıllarında, 13 Ocak 1928 yılında yürürlüğe giren kanun ile Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumu kuruldu. Bu işletmenin amacı, ülkemizde bulunan hayvan ırklarının ıslah edilerek verimliliğin artırılmasıydı. Bu amaçla kurulan kurum, ilk yıllarda ülkemize Hollanda, Amerika, Avusturya, Almanya gibi ülkelerden dönem dönem gebe düveler ve damızlık boğalar getirerek ıslah çalışmalarında bulunmuştur.

Özal dönemine gelindiğinde yüksek verimli boğa spermleri getirilerek ıslah çalışması devam etmiştir. Lâkin Tansu Çiller’in başbakanlığı döneminde, 6 Mart 1995’te imzalanıp 1 Ocak 1996’da yürürlüğe giren, Osmanlı’nın kapitülasyonlarının günümüzdeki versiyonu olan Gümrük Birliği Antlaşması ile ipin ucu kaçmıştır.

Cumhuriyetimizin kuruluşundan 2010 yılına kadar, yaklaşık 87 yıl boyunca 513 milyon dolarlık canlı hayvan ve sperma ithalatı yapılmıştır.

Lâkin pandoranın kutusu tam da burada patlamış; mevcut iktidar ustalık dönemine girmiş, iktidara yakın iş adamları ve ekabir takımının para kazanma hırsı zirve yapmıştır. Canlı hayvan ve et ithalatı 2010 yılından günümüze patlayıp gitmiştir. Anlatmaya da gerek yok, görüyorsunuz. 15 yılda hayvansal ithalata ödediğimiz para 12 milyar dolar amerikan lirası olmuştur. Bir taraftan da önlenemeyen şap hastalığı peyda olmuş, hayvancılığımız tabiri caizse poku yemiştir. Rabbim yardımcımız olsun.

Acaba İznik’e gelen Papa’dan dua etmesini mi istesek? Malum, biz ahlaksız ve üçkâğıtçı, paragöz bir toplum olduğumuzdan Rabbim bizim dualarımızı öteliyor… Siz ne dersiniz?”

Bir anda kıraathane sessizliğe bürünür. Tam o sırada en küçük dinleyici Berkant Küçük,
“Tamam da Rüstem Dede, çare, çözüm nedir?” diye sorunca, Rüstem Dede ayağa kalkar:

“Nasıl ki Mustafa Kemal Atatürk, ‘Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim.’ demiştir… İşte buradan alacağımız ders şudur: Ülkemiz çok zor günler geçiriyor olabilir. Her şeyimizi perişan etmiş olabiliriz. Amma velakin ahlakımızı geri kazanıp her şeye yeniden başlayabiliriz. Çünkü muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcut ise, o kan bu kandır. O da elhamdülillah binlerce yıldır olduğu gibi bizlerde mevcuttur. Kıyama kalkma vakti gelmiştir. Bizlerde daha gün görmemiş ne hikayeler var.

Merak edenler Bordo Gazete’yi takip edebilirler.”Garip Fakii.

BordoGazete