İNEGÖL MOBİLYAYI DÜNYAYA SATIYOR, PEKİ BU ŞEHRİ KİM YÖNETİYOR?

İNEGÖL MOBİLYAYI DÜNYAYA SATIYOR, PEKİ BU ŞEHRİ KİM YÖNETİYOR?

Bir fuarın gölgesinde İnegöl’ün ekonomik gerçekleri ve yönetim sorunu.

Salı günü İnegöl’de bir kez daha MODEF’in kapıları açılacak.

Yine birbirinden güzel stantlar kurulacak. Yine dünyanın farklı ülkelerinden alıcılar gelecek. Yine protokol konuşmaları yapılacak, kurdeleler kesilecek, fotoğraflar çekilecek.

Yine İnegöl’ün üretim gücünden, girişimci ruhundan ve dünya markası olma hedefinden söz edilecek.

Peki, bütün bu alkışların arasında kimse şu soruyu sormayacak mı?

İnegöl mobilyası dünyaya açılırken, İnegöl’ün kendisi neden yerinde sayıyor?

Bu şehirde sabahın erken saatlerinde fabrikasının kapısını açan, ay sonu geldiğinde işçisinin maaşını, tedarikçisinin ödemesini, bankasının taksidini düşünen binlerce insan var.

Bir zamanlar yeni yatırım yapmayı, yeni pazarlara girmeyi, kapasitesini artırmayı konuşan işletmeciler bugün mevcut düzenlerini nasıl koruyacaklarının hesabını yapıyor.

Üstelik mesele yalnızca büyük fabrikaların meselesi değil.

Küçük atölyeler, marangozlar, döşemeciler, yan sanayiciler, nakliyeciler ve esnaf aynı ekonomik zincirin halkaları.

Birinin siparişi azaldığında diğerinin makinesi duruyor.

Birinin sermayesi eridiğinde diğerinin alacağı riske giriyor.

İnegöl’de üretim yalnızca ekonomik bir faaliyet değildir. Bu şehrin sosyal dokusudur, istihdamıdır, geleceğidir.

Geçtiğimiz günlerde Marangozlar ve Mobilyacılar Odası Başkanı Yasin Altuntepe’nin sektörün son otuz yılın en zor dönemlerinden birini yaşadığına ilişkin açıklamaları, aslında uzun süredir duyulan bir gerçeğin kamuoyu önünde dile getirilmesiydi.

Ama asıl sorun şu: Üretenler krizi konuşurken, yönetenler hâlâ başarı hikâyesi anlatıyor.

Türkiye’de uygulanan ekonomi politikalarının sanayici üzerindeki baskısını görmezden gelemeyiz.

Yüksek finansman maliyetleri, işletme sermayesine erişimde yaşanan güçlükler, enerji ve işçilik giderleri, daralan iç talep ve uluslararası rekabet şartları üreticinin hareket alanını daraltıyor.

Enflasyonla mücadele elbette gereklidir. Ancak üretimi, istihdamı ve ihracatı koruyan bütüncül bir sanayi politikası olmadan ekonomik istikrarın sürdürülebilir olması da mümkün değildir.

Bugün İnegöl mobilyacısı yalnızca mobilya üretmiyor; aynı zamanda yanlış ekonomik tercihlerin maliyetini de sırtında taşıyor.

Peki, yerel yönetim ne yapıyor?

Elbette belediyenin görevi faizleri düşürmek, döviz kurunu belirlemek veya ihracat pazarlarını yönetmek değil.

Ancak belediyenin görevi de yalnızca yol yapmak, park düzenlemek, törenlere katılmak ve sosyal medya hesaplarından faaliyet fotoğrafları paylaşmak değildir.

Belediyecilik, bir şehrin ekonomik potansiyelini anlayabilmek ve o potansiyele uygun bir gelecek inşa edebilmektir.

İnegöl gibi üretim ve ihracat kapasitesi yüksek bir şehirde sanayi alanlarının planlanması, lojistik altyapı, ulaşım, nitelikli iş gücü, fuarcılık ve kentleşme birbirinden bağımsız düşünülemez.
Bugün İnegöl Belediyesi’ne sormak gerekiyor:

İnegöl’ün önümüzdeki yirmi yıllık sanayi ve şehirleşme vizyonu nedir?

Mobilya sektörünün büyümesiyle oluşan ulaşım ve lojistik ihtiyaçlarına yönelik hangi bütüncül plan hazırlanmıştır?

Küçük üreticinin modern, güvenli ve erişilebilir üretim alanlarına kavuşması için hangi somut hedefler belirlenmiştir?

Uluslararası alıcıların geldiği bir şehri yalnızca fuar günlerinde değil, yılın tamamında bir ticaret ve tasarım merkezi hâline getirmek için hangi adımlar atılmıştır?

Ve en önemlisi:

Bu soruların cevapları projelerle, bütçelerle ve takvimlerle ortaya konulabiliyor mu?

Çünkü bir şehri yönetmekle bir belediyeyi idare etmek aynı şey değildir.

İnegöl’ün artık günlük belediyecilik faaliyetlerinden daha büyük bir yönetim anlayışına ihtiyacı var.

Burada siyasi sorumluluğu da açıkça konuşmak gerekiyor.

İnegöl uzun yıllardır AK Parti yönetiminde. Dolayısıyla bugün karşı karşıya olduğumuz şehircilik sorunlarını sürekli geçmişe, ekonomik şartlara veya başka kurumlara havale etmek inandırıcı değildir.

Uzun yıllar yönetme yetkisine sahip olanların, bu sürenin sonunda ortaya çıkan tablonun siyasi sorumluluğunu da üstlenmesi gerekir.

İnegöl’ün sorunu kaynak eksikliğinden önce bir öncelik ve vizyon sorunudur.
Elbette yapılan her hizmeti yok saymak doğru olmaz. Ancak yapılan işleri sıralamak, yapılması gerekenlerin hesabını vermenin alternatifi değildir.

İnegöl’ün ihtiyacı yeni bir tanıtım sloganı değil; ölçülebilir hedefleri, hesap verebilir yönetimi ve katılımcı karar mekanizmaları olan ciddi bir şehir stratejisidir.

Sanayicinin, esnafın, üniversitenin, meslek odalarının ve sivil toplumun ortak aklıyla hazırlanmış bir kalkınma programıdır.

Mobilyada tasarımı, teknolojiyi ve markalaşmayı merkeze alan bir dönüşümdür.

Çünkü artık yalnızca daha fazla üretmek yetmiyor. Daha yüksek katma değer üretmek, kendi markalarımızla dünya pazarlarında kalıcı olmak zorundayız.

İnegöl’ün asıl meselesi daha fazla mobilya satmak değil, ürettiği değerden daha fazla pay alabilmektir.

Ve yerel yönetimin görevi bu dönüşümün önünde değil, yanında durmaktır.

Salı günü başlayacak MODEF, bütün bu sorunlara rağmen İnegöl’ün çalışkanlığının, girişimciliğinin ve üretim kabiliyetinin bir kez daha sergilendiği önemli bir organizasyon olacak.

Fuarımıza katılan bütün firmalara başarılı, bereketli ve yeni iş bağlantılarıyla dolu bir organizasyon diliyorum.

Ancak fuar bittiğinde geriye yalnızca güzel fotoğraflar, protokol açıklamaları ve ziyaretçi rakamları kalmamalı.

Kaç yeni pazara ulaşıldığını, kaç kalıcı ticari bağlantı kurulduğunu, üreticinin rekabet gücünü artırmak için hangi kararların alındığını da konuşmalıyız.

Son sözüm, bu şehri yönetenlere:

İnegöl’ün mobilyacıları yıllardır dünyayla rekabet ediyor. Siz ise hâlâ İnegöl’ün potansiyelini yönetmekte zorlanıyorsunuz.

Bir şehrin insanları küresel ölçekte başarı için mücadele ederken, o şehrin yönetimi sıradan hedeflerle yetinemez.

İnegöl’ün girişimcileri dünyayı takip ediyor.

İnegöl’ün sanayicileri geleceği hesaplıyor.

İnegöl’ün emekçileri alın teriyle değer üretiyor.

Artık İnegöl’ü yönetenlerin de bu şehrin gerisinde kalmaması gerekiyor.

Çünkü mesele yalnızca bir mobilya fuarı değil.

Mesele, dünya çapında üretim yapan bir şehrin, dünya çapında bir yönetim anlayışını hâlâ hak ediyor olmasıdır.

Onur METİNBAŞ

Elektrik Elektronik Mühendisi